Bir Yaşında Büyümek İstedik, Elli Yaşında Geri Dönmek İstedik: Peki Biz Ne Zaman Yaşadık
- Su EREM

- 3 gün önce
- 8 dakikada okunur

İlkokuldayken:
Ah, bir 15 yaşında olsam… 15 olduk.
Ah, bir 18 olsam… 18 olduk.
25 olsam artık hayatım başlar. 25 olduk.
Bu kez: Aaa, 30’a yaklaşıyorum. 30 olduk. 35 olduk. Off… Yolun yarısı ediyor. 40 olduk. Ah ah… Bir 10 sene önceki halime dönebilsem. 50’lere geldik. Geçmişe bakıp: Ben 25-30 yaşımdayken nasıl da koşturuyordum! demeye başladık.
Sonra bir yerde bir şey değişti. Belki gerçekten yorulduk. Belki herkese yetişmeye çalışmaktan sıkıldık. Belki artık başkalarının hayatımıza biçtiği rolleri taşımak istemedik.
Ve içimizden o muhteşem cümle çıktı:
Aman be… Bundan sonra kendimleyim. Keyfim ve kahyası ne isterse! 😂
Peki… Biz bütün bu yıllar boyunca ne yaptık? Yaşadık mı? Yoksa sürekli bir sonraki yaşımızı mı bekledik?
Asıl soru belki de bu. Çünkü çocukken büyümek istedik. Büyüyünce gençliğimize dönmek istedik. Gençken geleceğe yetişmeye çalıştık. Yetişkin olduğumuzda geçmişi özledik. Ve bütün bunların arasında… şu anı kaçırdık.
Belki de yaşlanmaktan korkmuyoruz
İnsanların yaşlanmaktan korktuğunu söylüyoruz. Ama gerçekten korktuğumuz şey yaşlanmak mı?
Biraz daha derine inelim. Belki korktuğumuz şey saçlarımızın beyazlaması değildir. Belki yüzümüzdeki çizgiler değildir. Belki doğum günündeki rakam değildir. Belki asıl korktuğumuz şey şudur: Ben bu hayatı gerçekten yaşadım mı?
Çünkü yaş ilerledikçe insanın önündeki zaman algısı değişebilir. Çocukken önümüzde sonsuz gibi görünen bir gelecek vardır. 15 yaşında 5 yıl çok uzundur. 25 yaşında 5 yıl daha kısa gelir. 40 yaşında zamanın nasıl geçtiğini fark etmeye başlarsın. 50'de geriye bakarsın. Ve bazı insanlar ilk kez o zaman kendilerine şu soruyu sorar: Ben ne zaman kendim için yaşadım?
İşte belki de yaşlanmaktan değil… Ertelenmiş bir hayatla yüzleşmekten korkuyoruz.
Çocukken neden bir an önce büyümek istedik?
Çünkü çocuk için yetişkinlik özgürlük gibi görünür.
Çocuk:
Ben karar vereceğim.
Kimse bana karışmayacak.
İstediğimi yapacağım.
Param olacak.
Geç yatacağım.
Kimse bana ‘hayır’ demeyecek.
diye düşünür.
Yetişkinlik uzaktan bakıldığında özgürlüktür. Ama büyüdüğümüzde başka bir gerçekle karşılaşırız.
Özgürlük sandığımız şeyin yanında sorumluluklar vardır.
Faturalar.
İş.
İlişkiler.
Aile.
Çocuklar.
Toplum.
Beklentiler.
Kendini kanıtlama ihtiyacı.
Ve bazen bütün bunların arasında çocukken hayalini kurduğumuz özgürlüğü kaybederiz.
Sonra ne olur?
Çocukken büyümek için acele ederiz. Büyüdüğümüzde ise: Keşke biraz daha çocuk olsaydım.
deriz.
Buradaki ironiyi görüyor musun? İnsan bazen sahip olmadığı şeyi özgürlük sanıyor.
Sonra yaşlar bize görünmez kurallar öğretmeye başlıyor
25 yaşında: Artık bir şeyler başarmış olmalıyım.
30 yaşında: Artık hayatımı düzene sokmalıyım.
35 yaşında: Bu yaştan sonra…
40 yaşında: Acaba geç mi kaldım?
50 yaşında: Artık benim için zor.
60 yaşında: Bu yaştan sonra ne gerek var?
Dikkat et. Bu cümlelerin hiçbirinde biyolojik yaş tek başına konuşmuyor. Toplum konuşuyor. Aile konuşuyor. Çevre konuşuyor. Geçmiş deneyimler konuşuyor. Korkular konuşuyor. Karşılaştırmalar konuşuyor.
Ve zamanla onların sesi bizim iç sesimizmiş gibi geliyor. İşte burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:
Ben artık yaşlandım.
ile
Ben yaşlandığım için artık bunu yapamam.
aynı şey değildir.
Birincisi bir durum tespiti olabilir. İkincisi ise bir inançtır. Ve inançlar sorgulanabilir.
“Bu yaştan sonra…” cümlesi gerçekten kimin?
Hayatında kaç kez şu cümleyi kullandın? Bu yaştan sonra…
Bu yaştan sonra üniversite okunmaz.
Bu yaştan sonra yeni meslek olmaz.
Bu yaştan sonra âşık olunmaz.
Bu yaştan sonra başlanmaz.
Bu yaştan sonra beden değişmez.
Bu yaştan sonra öğrenilmez.
Bu yaştan sonra hayal kurulmaz.
Bu yaştan sonra insan değişmez.
Peki sana bir soru: -Bu yaştan sonra- dediğin yaş sınırını kim belirledi?
Ve daha ilginç olanı:
O sınır gerçekten sana mı ait?
Belki de hayatımızdaki bazı sınırlar gerçek olmaktan çok, öğrenilmiş sınırlardır. Bize o kadar çok tekrar edilmişlerdir ki artık onları sorgulamadan doğru kabul ederiz. Ve insanın hayatını bazen yaşadığı olaylar değil… sorgulamadığı kabuller yönetir.
Yaş ile bilinç aynı şey değildir
Bir insan 60 yaşında olabilir. Ama 20 yaşındaki korkularıyla seçim yapıyor olabilir. Bir insan 25 yaşında olabilir. Ama hayatını 70 yaşında biri kadar kapatmış olabilir. Bir başka insan 55 yaşında olabilir ve hayatında ilk kez: Ben ne istiyorum? diye soruyor olabilir.
İşte burada yaş ile bilinç arasındaki fark ortaya çıkar. Yaş kronolojidir. Bilinç ise fark edebilme kapasitesidir.
Takvim sana kaç yıl yaşadığını söyler. Ama sana o yıllarda ne kadar kendin olduğunu söylemez.
Bir doğum tarihi sana kaç yaşında olduğunu gösterir. Ama verdiğin kararların kaçının gerçekten sana ait olduğunu göstermez.
Bunun cevabını başka bir yerde aramak gerekir. Farkındalıkta.
Aynı yaşı herkes aynı şekilde yaşamıyor
35 yaşındaki iki insanı düşün.
Biri: Artık hayatımın en güzel dönemini geçirdim.
diyor.
Diğeri: Hayatımın bundan sonrasını şimdi kuracağım.
diyor.
Yaşları aynı. Ama gerçeklikleri aynı değil. Çünkü yaşadığımız gerçekliği yalnızca takvim belirlemiyor.
Kendimiz, seçimlerimiz, inançlarımız, deneyimlerimiz ve dünyayı nasıl yorumladığımız da belirliyor.
Bu yüzden bazen bir insanın yaşına değil, kendisiyle kurduğu ilişkiye bakmak gerekir. Çünkü insanın gerçek yaşı yalnızca doğum tarihinden okunmaz. Kendine verdiği izinlerden de okunur.
Belki de geçmişe dönmek istemiyoruz
Keşke 25 yaşıma dönebilsem.
Bunu kaç kez söyledik?
Ama gerçekten düşünelim.
25 yaşına geri dönsen…
Bugünkü bilgin olmadan mı döneceksin?
Bugünkü farkındalığın olmadan mı?
Bugün öğrendiğin şeyleri bilmeden mi?
Bugün tanıdığın insanları tanımadan mı?
Bugünkü sınırlarını bilmeden mi?
Bugünkü kendini tanımadan mı?
Muhtemelen istemezsin. Çünkü aslında geçmişteki yaşını değil… o yaşta hissettiğin şeyi özlüyorsun.
Belki enerjiyi.
Belki cesareti.
Belki heyecanı.
Belki olasılık hissini.
Belki daha az düşünmeyi.
Belki daha çok gülmeyi.
Belki “her şey mümkün” duygusunu.
Peki bunların gerçekten bir yaş sınırı var mı?
Gençlik bir sayıysa neden bazı insanlar genç, bazıları çoktan vazgeçmiş gibi?
Burada biraz aykırı düşünelim. Belki gençlik yaş değildir. Belki gençlik: Merak etmeye devam etmektir.
Bir şey öğrenmeye açık olmaktır. Kendini yeniden keşfetmeye izin vermektir. “Ben artık böyleyim” cümlesini gerektiğinde bırakabilmektir. Yeni bir seçim yapabilmektir. Hayata yeniden bakabilmektir.
Ve en önemlisi; Kendi geleceğini geçmişinin zorunlu devamı olarak görmemektir.
Çünkü geçmişin senin tarihindir. Ama geleceğin kaderin değildir.
50'den sonra “Aman banane!” neden bazen iyileştirici olabilir?
Bir noktadan sonra insan bazı şeyleri gerçekten önemsememeye başlıyor.
Herkesin ne düşündüğünü.
Herkesin onayını.
Herkese yetişmeyi.
Her şeyi açıklamayı.
Her şeyi kontrol etmeyi.
Herkesi memnun etmeyi.
Ve bu, bazen dışarıdan “umursamazlık” gibi görünse de aslında başka bir şey olabilir: Önceliklerin yeniden düzenlenmesi. Çünkü insan yıllarca enerjisini dışarıya dağıttıktan sonra bir gün: Benim enerjim bana da lazım.
diyebiliyor.
İşte o “banane” bazen bencillik değildir.
Bazen sınırdır.
Bazen öz saygıdır.
Bazen özgürlüktür.
Bazen de yıllardır susturulan iç sesin nihayet mikrofonu eline almasıdır.
Ve açık konuşalım…
Mikrofonu eline alınca biraz da yüksek sesle konuşabilir. 😂
Asıl mesele yaş değil, ertelenmiş seçimler olabilir
Bazen “yaşlandım” dediğimizde aslında başka bir şeyi anlatıyoruz. “Artık ertelemek istemiyorum.”
Belki yıllarca:
Sonra yaparım.
Bir gün başlarım.
Çocuklar büyüsün.
İşim düzelsin.
Param olsun.
Emekli olayım.
Şartlar uygun olsun.
Kendimi hazır hissedeyim.
derken yıllar geçti.
Sonra yaş ilerledi.
Ve bir gün fark ettik:
Hayatın mükemmel şartlarını beklerken hayatın kendisi geçmiş. İşte bu yüzden bazen yaşımızdan değil, ertelediğimiz seçimlerden korkuyoruz. Çünkü zamanın geçmesi kadar zor olan bir şey daha var:
Kendi hayatımızı sürekli başka bir zamana havale etmek.
SBAS açısından mesele: “Kaç yaşındayım?” değil, “Neredeyim?”
İşte burada SBAS bakışı devreye giriyor. Çünkü SBAS'ta amaç yalnızca bir düşünceyi olumlu düşünceyle değiştirmek değildir. Önce fark etmek gerekir. Sonra gördüğün şeyle ilişkinin nasıl olduğunu fark etmek.
Ardından başka bir olasılığı görebilmek. Ve sonunda yeni bir seçim yapabilmek.
Bu nedenle; Ben kaç yaşındayım? sorusundan önce belki şunu sormalıyız:
Ben şu an kendi hayatımın neresindeyim?
Kendim için mi yaşıyorum?
Başkalarının beklentileri için mi?
Geçmişimin devamını mı sürdürüyorum?
Yoksa bugün yeni bir seçim yapabilecek kadar kendime alan açıyor muyum?
Çünkü insanın hayatındaki en büyük dönüşümlerden bazıları yaş değiştirerek değil…
bakış açısını değiştirerek başlar.
SBAS PROSESİ: “YAŞIM DEĞİL, SEÇİMİM”
Şimdi bunu sadece okuyup geçmeyelim.
Bir kâğıt al.
Ve üç başlık aç:
1. BANA SÖYLENEN
“Bu yaştan sonra…”
diye başlayan ve yıllardır duyduğun bütün cümleleri yaz.
Örneğin:
“Bu yaştan sonra yeni iş mi?”
“Bu yaştan sonra aşk mı?”
“Bu yaştan sonra eğitim mi?”
“Bu yaştan sonra bedenini mi değiştireceksin?”
“Bu yaştan sonra ne gerek var?”
Hiçbirini düzeltme.
Sadece yaz.
Çünkü önce görünür olması gerekiyor.
2. BENİM GERÇEĞİM
Şimdi her cümlenin karşısına sor:
“Bu gerçekten benim gerçeğim mi?”
Yoksa aileden mi aldım?
Çevreden mi?
Toplumdan mı?
Geçmiş deneyimden mi?
Korkudan mı?
Bir başkasının hayatından mı?
Ve daha derine in:
“Ben buna inanmasaydım ne mümkün olurdu?”
3. YENİ SEÇİM
Sonra şu cümleyi tamamla:
“Yaşımı bir sınır olarak kullanmak yerine, bugün kendim için seçebileceğim şey…”
Burada büyük bir hayat kararı vermek zorunda değilsin.
Çünkü bilinç her zaman büyük hareketlerle başlamaz.
Bazen bir telefon açarsın.
Bir eğitime kayıt olursun.
Bir hayale yeniden bakarsın.
Bir ilişki biçimini değiştirirsin.
Bir “hayır” dersin.
Bir “evet” dersin.
Bir şeyi ilk kez denersin.
Ve en önemlisi:
Kendine izin verirsin.
Şimdi daha zor bir soru geliyor
Diyelim ki yarın sabah uyandığında yaşının ne olduğunu bilmiyorsun.
Doğum tarihini bilmiyorsun.
Kimse sana yaşını söylemiyor.
Aynadaki bedenin aynı.
Hayatındaki insanlar aynı.
Sahip oldukların aynı.
Ama yaş bilgisi yok.
O zaman kendini kaç yaşında hissederdin?
Daha da önemlisi:
Yaşını bilmediğin için hangi şeyi yapmaya cesaret ederdin?
İşte şimdi oraya bak. Çünkü belki seni durduran şey yaşın değildir. Yaşın hakkında oluşturduğun hikâyedir.
Ve şimdi hikâyeyi biraz daha ileri taşıyalım
Bir gün 80 yaşına geldiğini düşün. Bugünkü haline bakıyorsun. Ve diyorsun ki: Keşke… Ne diyeceksin?
“Keşke daha çok para kazansaydım” mı?
“Keşke herkes beni sevseydi” mi?
“Keşke herkesin beklentisini karşılasaydım” mı?
Yoksa:
Keşke kendim olmaktan bu kadar korkmasaydım.
mı?
Belki de gelecekteki senin bugünkü senden istediği tek şey şudur: Lütfen benim hayatımı erteleme.
Hayatın bir sonraki yaşında başlamayacak
15 olduğunda başlamadı.
18 olduğunda başlamadı.
25 olduğunda başlamadı.
30 olduğunda başlamadı.
35'te bitmedi.
40'ta geç kalmadın.
50'de hayat kapanmadı.
60'ta artık hiçbir şey değişmez diye bir kural yok.
Çünkü hayatın başlangıç noktası takvim değildir. Seçimdir.
Bugün bir şey fark edersin.
Bir şey görürsün.
Bir şeyi artık istemediğini anlarsın.
Bir başka olasılığı fark edersin.
Ve yeni bir seçim yaparsın.
İşte orada hayatının başka bir versiyonu başlayabilir.
Bu nedenle belki artık: Kaç yaşındayım?
yerine, Bu yaşımda kendime neye izin veriyorum? diye sormanın zamanı gelmiştir.
Çünkü 25 yaşında olup kendini yaşamamış olabilirsin. Ama 55 yaşında olup ilk kez gerçekten “Ben” diyebilirsin. Ve belki de gerçek dönüşüm budur. Yaşı küçültmek değil. Kendini büyütmek.
SON SÖZ: BELKİ DE ARTIK GERİ DÖNMEK ZORUNDA DEĞİLSİN
Geçmişteki kendine dönmek zorunda değilsin.
25 yaşındaki halini geri getirmek zorunda değilsin.
30 yaşındaki enerjini taklit etmek zorunda değilsin.
40 yaşındaki kararlarını düzeltmek zorunda değilsin.
Çünkü sen artık o kişi değilsin.
Ve bu kötü bir şey değil. Bu, hayatın sana verdiği bir sonraki olasılık. Geçmişteki senin deneyimi var.
Bugünkü senin bilinci var. Ve yarınki senin henüz seçilmemiş ihtimalleri var. O halde belki bugün kendine şunu söylemenin zamanı: Ben yaşımı değiştirmeye çalışmıyorum.Ben yaşımın bana koyduğu sınırları sorguluyorum.
Çünkü hayat senden gençleşmeni istemiyor. Hayat senden uyanmanı istiyor. Ve belki de artık mesele:
“Bir yaş daha alacağım.” değil. Bir bilinç daha açacağım. Çünkü sonunda mesele kaç yıl yaşadığın değil.
Kaç yıl boyunca gerçekten kendin olarak yaşadığın.
Ve şimdi…
Bir kez daha kendine sor:
Ben şu an kaç yaşındayım?
Cevabı zaten biliyorsun. Şimdi asıl soruya geç:
Ben şu an kendi hayatımın neresindeyim?
Ve daha da önemlisi:
Bugün, yaşım hakkında bildiğim her şeyi bir kenara bıraksaydım, hayatımda neyi seçerdim?
İşte belki de senin yeni yaşın… Tam burada başlıyor.
Sık Sorulan Sorular
Yaş ilerledikçe yeniden başlamak gerçekten mümkün mü?
Evet. Ancak “yeniden başlamak” geçmişi silmek anlamına gelmez. Geçmiş deneyimlerden aldığın bilgiyi bugünkü bilincinle farklı bir yöne taşımak anlamına gelir. Yeni bir eğitim, iş, ilişki, yaşam biçimi, hobi veya kişisel hedef için tek bir evrensel yaş sınırı yoktur.
“Bu yaştan sonra olmaz” düşüncesi neden bu kadar güçlü?
Çünkü bu düşünceler çoğu zaman yalnızca bize ait değildir. Aile, toplum, kültür, geçmiş deneyimler ve çevreden duyduğumuz tekrar eden mesajlar zamanla iç sesimize dönüşebilir. Farkındalık burada başlar: Düşüncenin doğru olup olmadığını değil, öncelikle gerçekten bize ait olup olmadığını sorgularız.
Yaş ile bilinç arasındaki fark nedir?
Yaş kronolojik zamanı gösterir. Bilinç ise kişinin kendisini, seçimlerini, düşünce kalıplarını ve olasılıklarını fark edebilme kapasitesiyle ilgilidir. Bu nedenle kronolojik olarak aynı yaşta olan iki insan, hayatlarını tamamen farklı bilinç düzeylerinden yaşayabilir.
Geçmişteki gençliğimi özlemem yanlış mı?
Hayır. Geçmişi özlemek doğal bir insan deneyimidir. Ancak özlediğin şeyin gerçekten “o yaş” mı, yoksa o yaşla ilişkilendirdiğin enerji, özgürlük, merak, heyecan veya olasılık hissi mi olduğunu fark etmek önemlidir. Çünkü özlediğin duygunun bir kısmını bugünkü hayatında yeniden oluşturman mümkün olabilir.
SBAS yaklaşımında yaş konusu nasıl ele alınır?
SBAS bakışında amaç yaşla savaşmak veya yaşlanmayı reddetmek değildir. Önce kişinin yaşına yüklediği anlamları fark etmesi, ardından bunların kendisine ait olup olmadığını sorgulaması, farklı olasılıkları görebilmesi ve kendi yaşamı için yeni seçimler oluşturabilmesidir.
Yaşımın beni sınırladığını düşünüyorsam nereden başlamalıyım?
Önce “Bu yaştan sonra…” diye başlayan cümlelerini fark et. Sonra her biri için “Bu gerçekten benim gerçeğim mi?” diye sor. Ardından “Buna inanmasaydım ne mümkün olurdu?” sorusuyla yeni bir olasılık alanı aç. Son olarak küçük ve gerçek bir seçim yap. Bilinç, yalnızca fark etmekle değil; fark ettiğinin ışığında yeni bir seçim yapabilmekle hayatın içine taşınır.




Yorumlar