top of page

Mutlu Aile Fotoğrafının İçinde Gerçekte Ne Kadar Mutluyuz?

Yazarın fotoğrafı: Su EREM
Su EREM
4 Eyl
3 dakikada okunur

Mutlu Aile Fotoğrafının İçinde Gerçekte Ne Kadar Mutluyuz? / SU EREM
Mutlu Aile Fotoğrafının İçinde Gerçekte Ne Kadar Mutluyuz? / SU EREM

Bir aile fotoğrafına baktığında ne görürsün?

Gülümseyen yüzler.

Birbirine sarılmış insanlar.

Aynı sofranın etrafında toplanmış bir aile.

Belki bayramda çekilmiş bir fotoğraf…

Belki doğum günü.

Belki yıllar önce, herkesin henüz birbirine bu kadar uzaklaşmadığı bir zaman.


Fotoğrafın içine baktığında Ne güzel bir aile dersin. Ama fotoğrafın dışında ne olduğunu bilemezsin. Çünkü bazı aileler fotoğrafta çok kalabalık, içeride ise yapayalnızdır. Bazı evlerde herkes birbirini sever gibi görünür ama kimse gerçekten birbirini duymaz. Bazı ilişkilerde kavga yoktur. Çünkü artık kimse konuşmuyordur. Ve bazen ailedeki en büyük çatışma, söylenen sözlerde değil, hiç söylenmeyenlerde saklıdır.


Gökkuşağı hâlâ oradadır ama su bulanıktır

Dışarıdan bakıldığında hâlâ bir aile vardır. Fakat içeride bir şeyler uzun zamandır yolunda gitmiyor olabilir.

İhmal edilmiş ihtiyaçlar…

Bir türlü konuşulamayan kırgınlıklar…

Çocukken öğrenilmiş suskunluklar…

“Bizim ailede böyle şeyler konuşulmaz.” cümlesi…

Herkesi memnun etmeye çalışırken kendini kaybetmek…

Aile dağılmasın diye kendi gerçeğinden vazgeçmek…


Ve belki de en sessiz olanı: Kendin olursan artık bu ailenin parçası olamayacağını düşünmek.


İşte burada mesele yalnızca aile değildir. Mesele aidiyet uğruna kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizdir.


Her aile birbirine yakın değildir

Bunu kabul etmek bazen çok zordur. Çünkü bize aile hakkında bazı hikâyeler öğretildi.

“Aile her şeydir.”

“Aile için fedakârlık yapılır.”

“Anne-baba ne olursa olsun saygı duyulmalıdır.”

“Kardeş kardeşe sahip çıkar.”

“Aile içinde yaşanan aile içinde kalır.”


Peki ya bunların bazıları senin hayatında sevgi değil de yük haline geldiyse?

Ya “fedakârlık” dediğin şey yıllardır kendini susturmaksa?

Ya “saygı” adı altında hissettiklerini inkâr ediyorsan?

Ya “aile bozulmasın” diye sürekli kendinden bir parça bırakıyorsan?


Burada çok önemli bir ayrım var: Bir bağın var olması, o bağın sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Kan bağı vardır. Ama duygusal bağ olmayabilir.

Aynı evde yaşarsınız. Ama birbirinizin gerçekliğine dokunmuyor olabilirsiniz.

Aynı masada oturursunuz. Ama kimse gerçekten orada değildir.


Ve bazen insanın en büyük yalnızlığı, kalabalığın içinde yaşadığı yalnızlıktır.


“Beni yanlış anlıyorlar” dediğin yerde ne oluyor?

Aile içinde kendini anlatmaya çalışırsın. Ama seni hep eski hâlinle görürler. Çocukken nasılsan öylesindir onların gözünde.

Ne kadar değişsen de…

Ne kadar büyüsen de…

Ne kadar farkındalık kazansan da…


Onların zihnindeki sen değişmez. Ve bir noktadan sonra insan kendine şu soruyu sormaya başlar:

Beni gerçekten tanıyorlar mı, yoksa benden hatırladıkları kişiyi mi seviyorlar? Bu soru kolay değildir.

Çünkü insan bazen ailesinin kendisini görmesini isterken, ailesinin onu hiç görmediğini fark edebilir.


Ve belki daha da önemlisi: Sen de kendini hâlâ onların gördüğü kişi olarak görüyor olabilir misin?

İşte dönüşüm burada başlar. Çünkü bazen bizi tutan şey ailenin bize verdiği kimlik değildir. Bizim o kimliğe hâlâ sadık kalmamızdır.


Aileyi korumak mı, aile görüntüsünü korumak mı?

Burası çok kritik. Bir aileyi onarmak ile bir aile görüntüsünü korumak aynı şey değildir.


Görüntüyü korumak için:

Susarsın.

İdare edersin.

Üstünü örtersin.

“Boş ver” dersin.

Kırıldığını belli etmezsin.

Herkes mutlu görünsün diye kendini küçültürsün.


Ama gerçek onarım başka bir şey ister.

Dürüstlük ister.

Eksik olanın adını koymayı ister.

“Ben burada incindim.” diyebilmeyi ister.

“Bunu artık taşımak istemiyorum.” diyebilmeyi ister.

“Ben böyle bir ilişki istemiyorum.” diyebilmeyi ister.

Ve bazen aileyi yeniden tanımlamayı bile ister.


Çünkü aile yalnızca aynı soyadını taşıyan insanların oluşturduğu bir yapı olmak zorunda değildir.

Aile bazen yanında kendin olabildiğin insanlardır. Seni değiştirmeye çalışmadan görebilenlerdir.

Sınırına saygı duyanlardır. Sessizliğini bile duyabilenlerdir.


Peki ya sen?

Şimdi bunu okuyup geçebilirsin. Ya da kendine biraz daha yakından bakabilirsin. Ailende huzur varmış gibi görünmesi için sustuğun bir konu var mı?

Sevilmek veya kabul edilmek için olduğundan farklı davrandığın biri var mı?

Ailende sana biçilen bir rolü hâlâ taşıyor olabilir misin?


“Ben güçlü olanım.”

“Ben herkesi toparlarım.”

“Ben sorun çıkarmam.”

“Ben fedakâr olanım.”

“Ben aileyi bir arada tutarım.”


Peki…

Bu rollerden hangisi gerçekten sen?

Hangisi sadece ait kalabilmek için öğrendiğin bir kimlik?


Ve belki bugün kendine sorabileceğin en güçlü soru şu:

Ailem beni olduğum hâlimle görebilseydi, ben onlara bugün ne söylerdim?

Sonra bir adım daha ileri git:

Ben kendimi olduğum hâlimle görebiliyor muyum?

Çünkü bazen aileden beklediğimiz kabulün bir kısmını kendimize vermeyi unutuyoruz.


Ve gerçek dönüşüm, herkes değiştiğinde başlamıyor. Bazen sen kendi gerçeğini inkâr etmeyi bıraktığında başlıyor. Gökkuşağı yeniden görünmek zorunda değil. Belki önce suyun bulanıklığını görmeye cesaret etmek gerekiyor. Çünkü onarım, güzel görünmekle değil; gerçek olmakla başlar.

Yorumlar


Haberler ve güncellemeler için bültenimize bugün abone olun

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz...

TELİF HAKKI ©

"Sihirli Bilinç Akademisi" markasının tüm hakları saklıdır. Bu platformda yayınlanan yazıların, eğitimlerin, seminerlerin, videoların tarafımızdan aksi belirtilmedikçe 5846 numaralı Telif Hakları Kanununa uyarınca tamamının ya da parçalarının kopyalanması, izinsiz olarak yayınlanması, yazarının adınıח değiştirilmesi yasaktır. Kanunun 71. maddesi uyarınca bunun aksi hareketlerde kanuni işlem yapılır.

bottom of page